Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani (Zeydi) arasında gerçekleştirilen son zirvenin en dikkat çekici anlarından biri, Erdoğan’ın petrol iş birliğine ilişkin değerlendirmesiydi.
Irak Başbakanı’nın, “Türkiye’ye günlük 1 milyon varil petrol verebiliriz.” teklifine karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Evet, sağa sola muhtaç olmaya gerek yok. İnşallah 1 milyon varil petrolü buraya transfer ettiğimizde ihtiyacımızı karşılarız.” sözleri salonda dikkatle dinlendi.
Ancak toplantıya asıl damgasını vuran ifade, Erdoğan’ın anlaşmaları sıraladıktan sonra gülümseyerek söylediği tek kelimelik çıkışı oldu:
“Hamse…”
Arapçada “beş” anlamına gelen bu kelime, iki ülke arasında imzalanan beş anlaşmaya yapılan sembolik bir vurgu olarak hafızalara kazındı.
Fakat bu “beş” sadece bugünü mü anlatıyordu?
Yoksa tam yüz yıl önce kaybedilen fırsatların ardından başlayan yeni bir dönemin işareti miydi?
1926…
Türkiye Cumhuriyeti’nin en kritik dış politika kararlarından biri.
5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük resmen Irak sınırları içinde kaldı. Lozan’da çözülemeyen Musul meselesi böylece kapanırken, Türkiye petrol gelirlerinin yüzde 10’unu 25 yıl boyunca alma hakkını elde etti. Ancak sonraki yıllarda bu haktan toplu bir ödeme karşılığında vazgeçildi.
Musul ve Kerkük yalnızca iki şehir değildi.
Dünyanın en zengin petrol havzalarından biri…
Türkmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı tarihi Türk yurdu…
Osmanlı’nın ekonomik ve stratejik merkezlerinden biri…
Bugün hâlâ dünya enerji denkleminde önemli ağırlığa sahip bir bölge.
Türkiye, Musul ve Kerkük’ü kaybetmekle sadece toprak değil; enerji güvenliği, ekonomik güç, jeopolitik etki ve uzun vadeli stratejik avantajların önemli bir kısmını da kaybetti.
Aradan geçen bir asır sonra tarih farklı bir sayfa açıyor.
Artık sınırlar değişmiyor.
Ama çıkarlar ortaklaşıyor.
Erdoğan ile Sudani’nin görüşmesinde enerji, ulaştırma, güvenlik ve su yönetimi başlıklarında imzalanan beş anlaşma, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
En dikkat çekici başlıklardan biri, Basra’dan başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak yaklaşık 17 milyar dolarlık Kalkınma Yolu Projesi.
Bu proje yalnızca bir ulaşım koridoru değil; Türkiye’yi yeniden Doğu ile Batı arasında vazgeçilmez bir lojistik merkez haline getirecek stratejik bir hat.
Enerji alanındaki gelişmeler ise daha da dikkat çekici.
Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’nın yeniden tam kapasiteyle işletilmesi, Basra petrolünün de Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılması ve Irak doğal gazının Türkiye ile entegre edilmesi ihtimali, Ankara’nın enerji merkezi olma hedefini güçlendiriyor.
Bir başka tarihi gelişme ise su diplomasisinde yaşanıyor.
Fırat ve Dicle üzerinde yıllardır zaman zaman kriz konusu olan su paylaşımı, ortak projeler ve sürdürülebilir yönetim anlayışıyla yeni bir zemine taşınıyor
Bütün bunlar gösteriyor ki, 1926’nın Ankara Antlaşması Türkiye’nin Musul ve Kerkük üzerindeki egemenlik iddiasını sona erdirdi.
2026’nın Ankara diplomasisi ise Musul ve Kerkük’ün enerji, ticaret ve ulaştırma potansiyelini Türkiye ile yeniden buluşturabilecek yeni bir iş birliği dönemini başlatıyor.
Belki tarih geri alınamaz.
Ancak tarih bazen yeni fırsatlar sunar.
Erdoğan’ın tek kelimelik “Hamse” vurgusu da belki tam olarak bunu anlatıyordu.
Beş anlaşma…
Beş yeni kapı…
Ve yüz yıl sonra yeniden kurulan stratejik bir ortaklık.
Geçmişte kaybedilenlerin ardından, geleceği birlikte kazanma arayışı…
