İstamonu Gazetesi olarak 15 yılı geride bırakmaya hazırlanıyoruz.
Kolay değil…
Bir gazetenin doğması da zordur, ayakta kalması daha zordur. Hele ki yerel basında varlığını sürdürmek, yalnızca haber yapmakla açıklanabilecek bir durum değildir. Bugünlere gelirken nice zorluklardan geçtik, nice engeller aştık, nice mücadeleler verdik.
Biz oturduğumuz yerden klavye şövalyeliği yapmadık.
Sahanın içindeydik.
Yağmurda da vardık, karda da. Acı günde de vardık, iyi günde de. Cenazede de düğünde de. İnsanımızın sevincine ortak olurken, derdiyle de dertlendik.
Çünkü bizim meselemiz sadece gazete çıkarmak değildi.
Bizim meselemiz memleketti.
Memleket dedik, memleket kadar derdimiz oldu.
Sadece Kastamonu olmadı derdimiz. Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan memleket evlatlarının sesi, soluğu olduk. Gurbetteki hemşerimizin de yanında durduk, memleketinde mücadele veren insanımızın da. Sahipsiz bırakmadık kimseyi. Gücümüz yettiğince herkesin kapısını çaldık, derdini duyurmaya çalıştık.
Arif Nihat Asya’nın dizelerinde ifade ettiği gibi:
“Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük… Neler geçirdim ben!
Çıkabilseydi bir, ‘güzel’ diyecek; güzelleşirdim ben!”
Biz yaptıklarımızı birilerinden takdir görmek için yapmadık.
Kimsenin çıkıp bize “güzelsiniz” demesini beklemedik.
Doğru bildiğimiz yolda yürüdük. İnandığımız işi yaptık. Allah izin verdiği sürece de yapmaya devam edeceğiz.
Bu süreçte birçok “ben varım” diyenden daha fazla hizmet ettiğimizi biliyoruz. Ama hiçbir zaman hamaset yapmadık. Kuru sloganların arkasına saklanmadık. Poz vererek, algı oluşturarak, şişirilmiş hikâyeler anlatarak kendimizi olduğumuzdan büyük göstermeye çalışmadık.
Dertlendik.
Dert ortağı olduk.
İnsanımızın meselesini kendi meselemiz bildik.
15 yıl az bir süre değil. Hele ki yerel basında…
Bir gazetenin ayakta kalması, ekonomik zorluklara, değişen medya düzenine, baskılara, eleştirilere ve tüm imkânsızlıklara rağmen yoluna devam edebilmesi başlı başına bir başarı hikâyesidir. Bugün İstamonu Gazetesi olarak 15 yılı geride bırakabiliyorsak, bunun arkasında gecemizi gündüzümüze kattığımız bir emek, bir mücadele ve büyük bir inanç vardır.
Atalarımızın dediği gibi;
“Bir baba yüz oğula bakar da yüz oğul bir babaya bakamaz.”
Hayatın birçok alanında olduğu gibi, emek verenlerin kıymeti bazen yeterince bilinmeyebilir. Ancak biz hesabımızı hiçbir zaman insanlara göre yapmadık. Vicdanımıza göre yaptık. Doğrularımıza göre yaptık.
Bugün Türkiye’nin birçok noktasında takip edilen, sözüne itibar edilen, memleket meselelerinde referans gösterilen bir gazete haline geldiysek, bunun altında 15 yıllık alın teri, samimiyet ve mücadele vardır.
Bu nedenle Türkiye’ye mal olmuş bir gazeteye ve bu ekibe söz söylerken, ne söylendiğini iyi düşünmek gerekir.
Biz kimseyle yarışmadık.
Kimsenin alanına göz dikmedik.
Ama kimsenin de verdiğimiz emeği küçümsemesine, yok saymasına sessiz kalacak değiliz.
Bizi başkalarıyla karıştırmayın.
Ve son bir söz…
Kantarın topuzu kaçmasın.
