Erdoğan Ergin
  1. Haberler
  2. BABA OCAĞININ TOKMAĞI

BABA OCAĞININ TOKMAĞI

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bozkurtlu çiftçinin iki oğlu, bir de kızı vardı. Oğullarından biri otuzlu yaşlarının sonlarındaydı. Daha on dokuz yaşındayken yan köyden bir kızla evlenmiş ve iki çocuk sahibi olmuştu. Evleri, çiftçinin evinin hemen yanındaydı; ikisinin evi de ahşaptandı. Diğer oğlu ise henüz yirmili yaşlarındaydı. Liseyi bitirince üniversiteye gitmiş ve veteriner olmuştu. O daha yeni evlenmişti ve henüz çocuğu yoktu. Evi şehirdeydi. Yazları on beş günlüğüne gelir, köyde turist gibi gezer, sonra tekrar geldiği yere geri dönerdi. Kızı ise yirmili yaşlarının başındaydı ve bekârdı. Evin her işinde ailesine yardım ederdi; traktör de kullanır, çörek de yapardı. Çok maharetliydi. Onunla evlenmek isteyenler vardı ancak o henüz evlenmek istemiyordu.

Veteriner olan oğlanın, gel zaman git zaman, bir süre sonra şehirdeki işleri bozuldu. Yanlış tedavi ettiği bir kedinin sahibi tarafından açılan dava sonucunda tüm mülkünü kaybetti. İşe yeniden başlamak için sermayesi de kalmamıştı. Şehirdeki tüm veterinerler onu tanıdığından kimse yanına işe almadı. O da tek çare olarak köyüne döndü. Eşi köye dönmeyi hiç istemese de mecburiyetten onunla gitmek zorunda kaldı.

Büyük oğlu ise çiftçilikle uğraşıyordu. Babasının kendisine verdiği tarlaları sürüyor, çeşit çeşit sebze ve meyve yetiştiriyordu. Yetiştirdiklerini eşi şehre götürüp kadınlar pazarında satıyordu. Evinin önünde otuzdan fazla tavuğu, bir de zorlukla aldıkları bir traktörü vardı. Eğer Kurban Bayramı için yetiştirdikleri koyunları satabilirse tüm dertleri bitecek; kendine yeni bir traktör alacak ve hayvanlar için kapalı bir ahır yaptıracaktı. Her cuma gününü babası ve annesiyle geçirirdi. Cuma namazı için babasını traktörle köyün camisine götürür, dönüşte de babasının evine uğrardı. Mutlulardı; eşi de bu durumdan şikâyetçi değildi. Çocukları ise günün büyük bir kısmını dedelerinin evinde geçirir, halalarından iş öğrenirlerdi.

Küçük oğlu, bir gün elinde valiziyle köy evinin kapısında belirdi. Kapının tokmağına hızla vurdu. “Biz geldik baba!” dedi. Babası onları eve kabul etti, uzun uzun sohbet ettiler. Ancak eşi; sedirde oturmaktan, yer sofrasında yemek yemekten ve yatacağı döşeği gördükten sonra durumdan hiç memnun kalmadı. O, tüm çocukluğunu şehirde bir köşkte geçirmişti; bugünleri yaşayacağı hiç aklına gelmemişti. Küçük oğul, babasıyla konuşup kendisine ayırdığı tarlaları verip veremeyeceğini sordu. Çiftçi ise bu duruma tek başına karar veremeyeceğini, akşam kardeşleriyle birlikte konuşması gerektiğini söyledi. Oysa küçük oğlanın niyeti tarlaları hemen satıp şehre dönmek ve yeniden bir veteriner kliniği açmaktı. Böylece köyde kalmasına gerek kalmayacaktı.

Akşam çiftçinin büyük oğlunun evinde toplandılar. Çiftçi ve eşi, oğulları ve kızları hep birlikte sedirde oturuyorlardı. Büyük oğlu söze girip durumu anlattı: “Bu tarlalarda kız kardeşimin de çok hakkı var, ondan müsaade istemek gerekir. Babam tarlaları bana ekmem için vermişti.” dedi. Kız kardeşi ise tarlaları babasının kazandığını, bu yüzden kararı yine babasının vermesi gerektiğini belirtti. Çiftçi, bir şartla bu durumu kabul edebileceğini söyledi. Herkes merakla bu şartı bekliyordu.

Çiftçi söze girdi: “İsterim ki sen de köye bir ev yap. Onun için sana buradan arsa vereyim. Veterinerlik mesleğini köyünde icra et, hayvan yetiştir. Hayvanlarını sen de ağabeyin gibi satar, para kazanırsın. Hem kız kardeşinin de evlenme çağı geldi; o evlendikten sonra bana da yardım etmiş olursun. Evin yapılana kadar da birlikte yaşarız.”

Oğlu bu teklifi önce kabul eder gibi olsa da eşinin bu durumdan rahatsız olacağını bildiği için yanaşmadı. Tarlaların bölünmesini ve payına düşeni almayı talep etti. Evde derin bir sessizlik oldu. Çiftçi, bu teklifi istemeye istemeye kabul etti. Tarlalar bölüştürüldü ve tapu işlemleri tamamlandı. Kendi aralarında da noterde, bir daha hak iddia etmeyeceğine dair bir sözleşme imzaladılar. Küçük oğlan, kendisine düşen tarlaları köyden birine satıp parasını aldı ve şehre döndü. O yaz, küçük kız köyde sevdiği bir gençle evlendi. Onlar da büyük oğlanın evinin hemen yanına kendi evlerini yapıp oraya yerleştiler.

Aradan uzun bir süre geçti. Küçük oğlan, yanında bir çocukla yeniden çiftçinin evinin önünde belirdi. Kapının tokmağına vurdu; kapıyı açan annesiydi. Köy evinin merdivenlerinden çıkıp yatakta bitkin halde yatan babasını gördü. “Baba, beni affet,” dedi. Yine iflas etmişti ve bu sefer eşi yanında değildi. Oğluna babasının adını vermişti. Çiftçi ise artık çok yaşlanmış ve hastaydı. Birbirlerine baktılar. Babası, “Geç değil oğlum,” dedi. “Sen de yeniden başlayabilirsin. Bu evde kardeşlerin istediği sürece kalabilirsin.”

Çiftçinin büyük oğlu gelip kardeşine sarıldı. Akşam olduğunda kız kardeşi de geldi. Biliyorlardı ki dünyadaki en büyük zenginlik aileydi.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

İstamonu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!