Yaz geldi…
Toprağın ısındığı, rüzgârın kuruduğu, çam kokusunun göğe karıştığı mevsim yine kapımızda.
Ama biz bu mevsimi artık yalnızca güneşle, denizle, tatille karşılamıyoruz.
Her yaz, içimizde aynı korku büyüyor:
Orman yangınları…
Çünkü bu ülkenin ormanları yalnızca ağaç değildir.
Bir kuşun yuvasıdır.
Bir sincabın rızkıdır.
Toprağın nefesidir.
Yağmurun duasıdır.
Ve ne acıdır ki bazen bir izmarit, bazen gelişi güzel bırakılmış bir cam şişe, bazen de “Bir şey olmaz” sorumsuzluğu; binlerce canlının hayatına mâl oluyor.
İstanbul’da düzenlenen “Orman Benim” etkinliği bu yüzden sıradan bir çevre faaliyeti değil; vicdanın yeniden hatırlanmasıdır.
2 bin 250 insanın bir araya gelip 3 bin 850 kilogram atık toplaması, aslında doğanın ne kadar yalnız bırakıldığının da fotoğrafıdır.
Ormana atılan her çöp, sadece çevre kirliliği değildir. O çöp; geleceğe bırakılmış bir utançtır. Her izmarit, yeşile doğrultulmuş sinsi bir kibrittir.
Bugün yangınların çoğu “ihmal” diye kayıtlara geçiyor. Ne kadar masum bir kelime…
Oysa ihmal dediğimiz şey bazen bir ceylanın yanışı, bazen bir kaplumbağanın kül oluşu, bazen de yıllarca büyümüş bir ağacın birkaç dakikada devrilmesidir.
Kulakları çınlasın Tahsin Şentürk hocamız ne güzel söylemiş:
“Nerde insan, çevre perişan…”
Şimdi kendimize şu soruyu sormanın vakti:
Çevre ve insan iki dost ise bu düşmanlık niye?
İnsan, kendisini yaşatan toprağa neden hoyrat davranır?
Gölgesinde serinlediği ağacı neden ateşe teslim eder?
Nefes aldığı ormanı neden çöplüğe çevirir?
Belki de mesele çevreyi korumak değil artık…
Mesele insanın yeniden insan olabilmesidir. Çünkü doğa affedicidir ama unutmaz. Yaktığımız her ormanla biraz da kendi geleceğimizi küle çeviriyoruz.
Kurban Bayramımız Kutlu Olsun…

