Dünya yeni bir güvenlik mimarisine doğru ilerliyor. Küresel güç rekabetinin arttığı, Orta Doğu’daki dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, yalnızca üç ülkeyi ilgilendiren askerî bir mutabakat olarak görülmemeli.
Rakamlar bile ortaya çıkan potansiyelin büyüklüğünü gösteriyor.
Türkiye 86 milyon, Pakistan 250 milyon, Suudi Arabistan ise yaklaşık 36 milyon nüfusa sahip. Üç ülke birlikte yaklaşık 372 milyonluk bir nüfusu temsil ediyor.
Yüzölçümleri toplandığında ise yaklaşık 3 milyon 729 bin kilometrekarelik devasa bir coğrafya ortaya çıkıyor.
Ancak anlaşmayı önemli kılan sadece nüfus ve yüzölçümü değil, asıl olarak üç ülkenin haritadaki konumudur.
Türkiye; Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişme noktasında. İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinden Karadeniz’in dünyaya açılan kapısını kontrol ediyor. NATO’nun önemli askerî güçlerinden biri olmasının yanında gelişen savunma sanayiiyle de bölgesel caydırıcılığını artırıyor.
Suudi Arabistan ise 2,15 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle Arap Yarımadası’nın merkezinde. Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ne uzanan coğrafyası, enerji kaynakları ve ekonomik gücü Riyad’ı Orta Doğu denkleminde vazgeçilmez aktörlerden biri yapıyor.
Pakistan ise yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, güçlü ordusu ve nükleer kapasitesiyle Güney Asya’nın önemli askerî güçlerinden biri. Umman Denizi üzerinden Hint Okyanusu’na açılan Pakistan, aynı zamanda Çin, Hindistan, Afganistan ve İran’la bağlantılı kritik bir coğrafyada bulunuyor.
Haritaya geniş açıdan baktığımızda tablo daha anlamlı hâle geliyor:
Batıda Türkiye, merkezde Suudi Arabistan, doğuda Pakistan. Böylece Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Basra Körfezi’nden Hint Okyanusu ve Güney Asya’ya kadar uzanan geniş bir stratejik hat ortaya çıkıyor.
Ben bu nedenle Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı “Orta Doğu’nun stratejik fermuarı” olarak değerlendiriyorum.
Çünkü Türkiye kuzey ve batı hattını, Suudi Arabistan Orta Doğu ve Arap Yarımadası’nı, Pakistan ise doğu ve Güney Asya hattını birbirine bağlıyor.
Üstelik üç ülkenin güçlü olduğu alanlar birbirini tamamlıyor:
Türkiye’nin savunma sanayii ve askerî tecrübesi, Suudi Arabistan’ın enerji ve finans gücü, Pakistan’ın büyük ordusu ve nükleer caydırıcılığı.
Toplamda 372 milyonluk nüfus ve yaklaşık 3,73 milyon kilometrekarelik coğrafyanın arkasındaki esas stratejik değer budur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği stratejik iş birlikleri açısından da Mekke Anlaşması yeni bir aşamayı temsil ediyor.
Elbette bir anlaşmanın gerçek gücünü imzalar değil, uygulama belirler. Ortak tatbikatlar, savunma sanayii iş birlikleri, istihbarat paylaşımı ve müşterek güvenlik politikaları geliştikçe bu yapının gerçek kapasitesi daha net görülecektir.
Ancak bugün ortaya çıkan tabloyu tek cümlede özetlemek mümkün:
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan sadece üç ülkeyi birbirine bağlamıyor; doğru işletildiğinde Orta Doğu’dan Güney Asya’ya uzanan yeni bir stratejik güvenlik hattının fermuarını çekiyor.
