Derin Diyaloğun Konuğu: Erdoğan Gencer

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Murat Güven ile Derin Diyaloğun Konuğu: Erdoğan Gencer…

Erdoğan Bey çaylarımızı söylerken etrafa göz gezdiriyoruz. Kastamonu’ya ait antika eşyaların sergilendiği bir müzedeyiz sanki… Ofisin duvarlarında oluşturulmuş platformlarda; ambarlı yayla evinden dev bakır kazana, el bakracı denilen küçük yoğurt kovasından yağdanlığa, barut saklama aparatından çeşitli süs eşyalarına kadar her şeyi bulmak mümkün. Gözümüze çarpan onlarca plaket ise, Erdoğan beyin toplum önündeki saygınlığının, sosyal sorumluluk projelerine verdiği desteğin canlı belgesi adeta…

“Yarım saat içinde karar verip, ilk atölyemizi kurduk”

Rötarlı bir röportaj buluşması aslında bu… Bir hafta önceki randevu Erdoğan beyin annesinin rahatsızlığı nedeniyle gerçekleşememişti.

İlk sorumuz elbette bu yönde oluyor:

Murat Güven: Erdoğan bey, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederken, en önemli sorudan başlamak istiyoruz; annenizin sağlık durumu nasıl?

Erdoğan Gencer: Bir Kastamonulu olarak asıl ben teşekkür ederim; Kastamonuluları bulup tanıttığınız, seslerini duyurduğunuz için, İstanbul-Kastamonu arasında köprü olduğunuz için.

Annemin durumu çok şükür iyi… Ayaklarında platin var ama gayet sağlıklı.

Gencer Kasa 22 yıllık bir geçmişi olan kuruluş. Siz mi kurdunuz, babadan devralınmış bir kuruluş mudur?

Kendi tasarrufumuzla küçük bir atölyeden büyük bir kuruluş haline geldik

Bu süreci bize kısaca anlatır mısınız?

Çıraklıktan gelme bir iş tecrübem var 22 yıl önce akşam 21.00 civarında karar verdik biz bu işi yapmaya, 21. 30’da atölyemizi kiralamıştık bile.

Kardeşim Ayhan Gencer kurucu başkanımızdır. Kendisi bu işin duayenidir. Bizim kuruluşumuzdan ayrılan, bu işi yapan yaklaşık 10 tane şirket var. Biz onları rakip olarak görüyoruz aynı işi yapığımız için. Diyorlar ki onlar küçük işletme siz ise büyük nasıl olur bu? Sonuçta aynı işi yapıyoruz.

Türkiye’nin gıda devi Ülker grubuyla ortaksınız. Nasıl gelişti, nasıl bir ortaklık bu?

Ülker’in projesi kapsamında gerçekleşti. Birkaç firmayla çalışmaları olmuş bu konuda. Biz de o sıralar 2 yıllık Ar-Ge sonucunda dondurma kasaları üretiyorduk. BİM, ÜLKER gibi bir kaç büyük markaya test etmeleri amacıyla vermiştik. Bizi takip ederlermiş, farkında değildik. Bir gün ÜLKER grubundan birisi geldi; ‘sizinle ortak olmak istiyoruz’ dedi beklemediğimiz bir anda, rahat bir tavırla. (Gülümseyerek) Biz ortaklığa hazır değiliz diye düşünürken, kısa bir süre sonra kendimizi anlaşmayı imzalamış bulduk.

ÜLKER ile ortaklık, şirket olarak size ne kattı?

Biz zaten piyasada kabul görmüş, büyük bir şirketiz. Ama bu ortaklıkla prestijimizin daha da arttığını söyleyebilirim.

Ortaklık kaç yıldır devam ediyor, piyasada neleri değiştirdiniz?

ÜLKER ile ortaklığımız Gencer Ötektik adı altında 5 yıldır devam ediyor. Dondurma kasaları üretiyoruz. Bu kasalar daha önce Avrupa’dan, özellikle İtalya’dan geliyordu. Yaklaşık 3 yıldır Türkiye’ye, özellikle ÜLKER’e İtalyan malı girmiyor, tamamını biz karşılıyoruz. Türkiye’ye döviz anlamında iyi bir girdi sağlıyoruz. Dondurma kasası üretmediğimiz Algida’nın da içinde bulunduğu bir iki firma kaldı, yakında onlarla da görüşmelerimiz olacak. Onlarla da anlaşabilirsek dondurma kasasının İtalya’dan alım işlemi tamamen durmuş olacak.

Kazakistan’da ortaklık

Bunun dışında Kazakistan’da da bir yatırımınız var değil mi?

Evet, yine 5 yıl öncesine dayanan bir girişim. Türk ortağımız VOSFOR Motor ile Almatı Gencer şirketimizde Kazakistan’ın Almatı kentinde kasa üretimine başladık. 15 yıl önce bana sorsalardı, ‘yurtdışında böyle bir yatırım yapmayı düşünür müsün?’ diye, hayır derdim. Ama kalıcı olmak ve büyümek için çağın gereklerine ayak uydurmak şart.

Sektörde sizin çapınızda kaç firma var?

Gerçek anlamda bize rakip olabilecek 6 firma var. Ama Türkiye genelinde kasa işi yapan irili-ufaklı 1200 civarında firma var.

Peki, sizi farklı kılan nedir?

Biz tüm standartlara uygun üretim yapıyoruz. Türkiye’de henüz kasa üretimi denetlenmezken, biz 5 yıl önce Almanya’dan aldığımız üretim yeterlilik belgeleriyle üretim yapıyorduk. TSE, TSE-HYB, TÜV, TÜRKAX, ROYAL-CERT ve ATP gibi sertifikalara sahip, sayısız başarı belgesi bulunan bir kuruluşuz.

Farklı sektörlere de girmeyi düşünüyor musunuz?

Uzmanlaştığımız sektörden tamamen bağımsız bir alana geçmeyi düşünmüyoruz. Soğutma sistemleriyle ilgili çalışmalarımız var; 2013’ün başlarında faaliyete geçireceğiz. Bunun yanında, İsviçreli hidrolik kapak sistemleri üreticisi ZEPRO’nun Türkiye distribütörüyüz.

Yıllık pazarlama hacminizin rakamsal boyutu nedir?

Bizim kazancımızla ilgili her yıl artış oluyor. Gencer Kasa ve Gencer Ötektik olarak bu sene yıllık 20 milyon lira ciro bekliyoruz.

“Memleketimi 27 yaşında tanıdım”

İstanbul’da Kastamonulu olmanın sizce avantajları var mı?

Öncelikle Kastamonulu olmak benim için ayrıcalıktır. Ben aslında İstanbul doğumluyum, memleketimi ilk defa 27 yaşında gördüm, memleketten evlendim. Hatta o zamanlar babama sormuştum; ‘bu güzel memleketi bırakıp neden İstanbul’a gittin?’ diye. Babam; ‘ekmek davası oğlum’ diye cevap vermişti.

Memleketimi tanıdıktan sonra her yıl tatil yapmak için oraları tercih ettim. Çocuklarımın memleketlerini tanımaları, nereye ait olduklarını içselleştirmeleri için azami çaba sarf ettim. Birlikte memlekete gittiğimiz de tanımadığımız insanların bize selam vermeleri çocuklarımın tuhafına giderdi ilk zamanlar. Sonra onlar da alıştı bu samimiyete. Sorunuza gelirsek; İstanbul’da Kastamonulu olmak elbette birçok yönden avantaj teşkil ediyor, ancak bizim insanımızın birbirinin kuyusunu kazma alışkanlığı maalesef hoş bir davranış değil.

27 Yaşınızdan sonra tanıdığınız memleketinize gittiğinizde neler hissediyorsunuz?

Oraya gittiğim zaman heyecanlanıyorum açıkçası. Şimdi buradan giderken memlekete işler yüzünden zorlanıyorsun, ama Kastamonu’ya varınca bir de köyüne gidince dönmek istemiyorsun ve şöyle 10 – 15 gün kalmışsan hiç dönmek istemiyorsun. Ben büyükleri ziyaret etmeyi çok seviyorum, ‘şu adam babanızın ahbabaydı’ dediklerinde gidip bakmayı, rahmetli babamın ahbaplarını ziyaret etmeyi, olarla sohbet etmeyi seviyorum.

Babanız ne zaman vefat etti?
Allah rahmet eylesin. Babamızı 1997 senesinde kaybettik.

Sizin gibi belli bir seviyeye erişmiş Kastamonulu işadamlarına hep sorulur, ‘Kastamonu için ne yaptınız diye’. Biz de soralım; Kastamonu için ne yaptınız?

Doğrusu, şahsen Kastamonu için çok şey yaptım diyemeyeceğim. Bir dönem (Ali Kartal’ın başkan olduğu dönem) Kastamonuspor Kulüp yönetiminde bulundum. 6 ay süren bu görevimiz esnasında başarılı olduk diyemem, ama o süre zarfında yönetim kurulu olarak toplam 1,5 milyon lira para çıktı cebimizden. Bu paranın 3 katını da harcasaydık yine başarılı olamazdık, çünkü kulübün geliri yoktu, içi karışıktı. Eski futbolcular, teknik adamlar kulübün yönetimine müdahale ediyorlardı. Dönemin teknik direktörü ki Türkiye’nin meşhur futbolcularındandır; Hasan Vezir görev yapamaz duruma gelmişti.

Kastamonuspor’un başarısızlığını neye bağlıyorsunuz?

Öncelikle Kastamonuspor’u sadece Kastamonu’dan yönetemeyeceğimiz gerçeğini görmeli, kabul etmeliyiz. Bu kulübün bir de İstanbul ayağı olmalı. Taraftarlar takımlarına sahip çıkmalı. Kastamonu’daki ve İstanbul’daki işadamları desteğini esirgememeli.

Memleketine hizmet edene minnettarım”

Kastamonu’da yatırım yapan isimlerle ilgili neler söylersiniz?

Uzaktan tanımama rağmen saygı duyduğum isimler var. Remzi Gür ve Mehmet Reis ilk aklıma gelenler. Mehmet Reis orada yaşayanlar için temel taşıdır. Taşköprü’de İnebolu’da önemli yatırımlar yapmıştır. Keza Remzi Gür; Ramsey’in üretiminin bir bölümünü Kastamonu’da yapmaktadır. Şahsım ve hemşerilerim adına Kastamonu için taş üstüne taş koyan herkesi minnetle anıyor, teşekkür ediyorum. Bunların yanında mesela Boyner’ler Kastamonu için hiçbir ticari faaliyette bulunmamıştır.

İşadamı olarak her hangi bir STK’ya üye misiniz?

Evet, MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) üyesiyim.

Kastamonu sivil toplum kuruluşlarıyla bağlantınız var mı?

Doğanyurt dernek başkan yardımcılığı, Cide İlyasbey Köyü dernek başkan yardımcılığı ve diğer birkaç dernekte daha yöneticiliğim var.

Kastamonu dernekçiliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef bizde dernekçiliği küçümser bir durum var. Küçük hesaplar peşinde koşuluyor. İşin ucundan tutmak reddediliyor. Bizler Kastamonulular olarak devletten veya yerel yönetimlerde bir şey isteme konusunda da çok eksiğiz. Kat etmemiz gereken çok yol var daha.

Evet, bir şey istememişiz ve memleket olarak geri kalmışız. Ama yine de devlete başkaldırmamışız öyle değil mi?

Tarih boyunca yokluk çekmiş, ama devlete asla isyan etmemiş bir il Kastamonu. Size bir anekdot anlatayım; Güneydoğulu biri bizim köy camisinin yapımında çalışıyormuş. Bizim köylülere sormuş, ‘siz bu köyde nasıl yaşıyorsunuz?’ diye. Yaşlı bir amca ‘neden?’ diye sormuş. Güneydoğulu vatandaş ta bunun üzerine, ‘sizin köyde ne yol var ne altyapı, ne bir hizmet… Hizmet almak istiyorsanız bomba patlatın, biz öyle yaparak hizmet alıyoruz’ demiş. Bunun üzerine o kişi köyden uzaklaştırılmış. İşte bu kadar hassas bir toplumuz biz vatanın bütünlüğü ve huzurun devamı konusunda. Hizmet almasak da vatansever olmak, namusuyla yaşamak çok önemlidir bizim için.

Kaç yaşındasınız, kaç çocuğunuz var?

49 yaşındayım. Biri üniversitede biri lisede okuyan İki oğlum var.

Çocuklarınızın bu işi sürdürmesini ister misiniz?

Çocuklarım bu işi sürdürmek istiyorlar. Gerçi emin olamıyorum gerçekten bu işi yapmak istiyorlar mı diye. Bana kalsa hemen şimdi onlara devretmek isterim. Biz tırnaklarıyla kazıyarak buralara gelmiş insanlarız, okullu değiliz maalesef. O yüzden biz diyoruz ki çocuklarımıza; ‘bir an önce gelin buraya, biz bundan sonrasını yapamıyoruz. Yani bunlar acı gerçekler, belli bir yere kadar geliyorsun, hatta koşa koşa geliyorsun. Ama bir yerden sonra götürmekte zorlanıyorsun. Bünyemizde istihdam ettiğimiz yüksek tahsilli arkadaşlarımız elbette var, ancak bunca emek verdiğimiz, itibarlı, sayılı şirketler arasında yer alan ve Avrupa’ ya açılmaya hazır olan şirketlerimizi çocuklarımıza emanet etmek isteriz.

“Parayı sevmiyorum”

Sizin için para nedir?

Ben parayı sevmiyorum çok mücadele ettim onu kazanmak için. Ama paranın peşinde koşarken bazı şeyleri kaybettik… Zor kazanılan şeylerin değeri daha fazla oluyor ama yeni yetişen çocukların bunu anlamaları mümkün değil. O yüzden harcamayı çok rahat yapıyorlar.

Erdoğan Bey, güzel bir sohbet oldu. Gösterdiğiniz misafirperverlik ve alaka için şahsımız, okurlarımız ve hemşerilerimiz adına size çok teşekkür ediyor, Kastamonulularca gurur duyulan başarılarınızın devamını diliyoruz.

Başarısıyla gurur duyacağımız hemşerilerimizin artması dileğiyle ben size teşekkür ediyor, bu kutsal çabanızda her zaman yanınızda olduğumu bilmenizi istiyorum. Okurlarınıza, hemşerilerime selam ve sevgilerimle…

Röportör: Murat GÜVEN

Bu yazı içeriğinin tüm hakları www.istamonu.com ve GAZETE İSTAMONU’ya aittir. İzinsiz yayınlayanlar hakkında hukuki işlem başlatılacaktır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

İstamonu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!