Yerel bir gazeteci olarak bugüne kadar genel siyasetin günlük tartışmalarına çok fazla girmedim. Ancak bazı gerçekler vardır ki, görmezden gelmek artık iyi niyetle açıklanamaz. Bugün Türkiye’de liderlik tartışması yapılırken, yaş üzerinden yürütülen ucuz söylemlerle kamuoyu yanıltılmaya çalışılmaktadır.
Şimdi açık konuşalım.
Amerika Birleşik Devletleri… 50 eyalet, 340 milyon nüfus, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri. Bu sözde “süper güç” dediğimiz ülke, Joe Biden’ı 79 yaşında başkan yaptı. Ardından Donald Trump’ı 78 yaşında yeniden sahneye çıkardı. Çünkü ABD şunu çok iyi biliyor: Devlet yönetimi staj yeri değildir. Kriz zamanlarında gençlik nutukları değil, tecrübe konuşur.
Peki Türkiye’de ne oluyor?
23 yıldır bu ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bugün 71 yaşında. Ama mesele yaş değil; mesele ortaya konulan iradedir. Erdoğan, lafla değil icraatla konuşan bir liderdir. Verdiği sözlerin arkasında durmuş, Türkiye’yi kendi imkânlarıyla ayakta duran bir devlet hâline getirmiştir. Havada, karada ve denizde atılan adımlar, artık inkâr edilemeyecek bir gerçekliktir.
41 yıldır bu ülkenin omuzlarına yük edilen terör meselesi… Bugün Türkiye, bu sorun karşısında edilgen bir savunma hattında değil; tehditleri kaynağında karşılayan bir devlet konumundadır. Güvenlik politikaları günü kurtarmaya değil, geleceği korumaya odaklanmıştır. Bu da ancak güçlü bir siyasi iradeyle mümkündür.
Pandemi, ardından depremler, seller ve küresel ekonomik sarsıntılar… Bu kadar ağır yükün altında birçok ülke sendelerken Türkiye ayakta kalmıştır. Eksikler elbette tartışılır; ancak “yönetilemiyor” iddiası artık gerçeklerle örtüşmemektedir.
Ukrayna-Rusya savaşı patladığında Türkiye bugün olduğu gibi denge kurabilen bir liderliğe sahip olmasaydı, arabulucu masasında değil, doğrudan çatışmanın içinde olma riskiyle karşı karşıya kalabilirdi. Kilis’in hemen yanı başında yaşananlara rağmen Türkiye’nin sınır güvenliğini koruyabilmesi, İsrail’in bölgede giderek artan agresif politikalarına rağmen Suriye’de kalıcı uydu devletlerin fiilen konuşlanamaması, dış politikanın sahadaki sonuçlarıdır.
Erdoğan’ın Joe Biden ve Donald Trump’tan çok daha kıymetli ve onu özel kılan bir yönü daha vardır: Dünyaya bakışındaki adalet ve barış merkezli yaklaşım. Din, dil, ırk ayırmadan mazlumun yanında duran; krizleri silahla değil diplomasiyle çözmeyi önceleyen bir liderlik anlayışı. Bugün Erdoğan, yalnızca Türkiye’nin değil; sesi kısılan coğrafyaların da muhatap aldığı bir liderdir.
Dünya bunun farkındadır. Masada kiminle konuştuğunu, kimin sözünün karşılığı olduğunu gayet iyi bilmektedir. Asıl düşündürücü olan, bu gerçeği hâlâ görmezden gelmekte ısrar eden iç seslerdir.
Son söz net olsun:
Türkiye deneme tahtası değildir. Bu ülke, liderliğin ne olduğunu yaşayarak öğrenmiştir. Yaşla değil; cesaret, tecrübe ve vicdanla yönetilen bir devlettir.

