90’lı yılların TRT ekranlarını hatırlayanlar bilir. Televizyon yalnızca vakit geçirilen bir araç değildi; adeta topluma ayna tutan, hatta zaman zaman yol gösteren bir kamusal alan işlevi görürdü. “Bir dakika” diye başlayan kamu spotları hâlâ hafızalarda. “Teşekkür etmeyi unutmayın” gibi basit görünen ama hayata dair çok şey söyleyen cümleler, kimseyi bağırmadan, kimseyi rencide etmeden ortak bir nezaket dili kurardı.
O yıllarda ekranın temel derdi, bireyi toplum içinde tutabilmekti. Gençlere ölçü, yetişkinlere sorumluluk, herkese de bir arada yaşama bilinci hatırlatılırdı. Çatışma değil denge, kışkırtma değil örnek olma esastı. Reyting elbette vardı ama belirleyici olan toplumsal faydaydı.
Sonra özel kanallar geldi. Rekabet arttı, hız arttı, ses yükseldi. Nezaket geri çekildi. Bugün televizyonu açtığınızda çoğu zaman karşınıza çıkan şey, “nasıl teşekkür edilir” değil; “nasıl bağırılır, nasıl kavga edilir” sorusunun cevabı oluyor. Küfür, hakaret ve kaos artık istisna değil; format hâline gelmiş durumda. Bunun bedelini en çok gençler rol model karmaşasıyla, orta yaş grubu ise bitmeyen bir zihinsel yorgunlukla ödüyor.
Bu tabloyu sadece bir yayın tercihi olarak görmek eksik kalır. Çünkü mesele artık kültürel ve ahlaki bir aşınmaya işaret ediyor. Medya, dili belirler; dil de ilişkiyi. Sürekli gerilim üzerinden kurulan içerikler, saygıyı olağan olmaktan çıkarıp lüks hâline getiriyor. Toplumsal tahammül eşiği de tam bu noktada hızla düşüyor.
Elbette geçmiş tamamen masum değildi. O yıllarda da yozlaşmayı besleyebilecek filmler, yapımlar vardı. Ancak çoğu daha örtülüydü; mesajlar satır aralarına gizlenirdi. Bugün ise her şey açık, yüksek sesli ve pervasız. Sorun belki de tam olarak burada başlıyor.
Bugün gençliği nitelikli içerikle buluşturmak, orta yaş grubuna sağduyulu yayınlar sunmak bir tercih değil; zorunluluk. Medyanın yeniden öğretici, dengeleyici ve örnekleyici bir rol üstlenmesi gerekiyor. Bu, nostaljik bir özlem değil; geleceğe dair ciddi bir ihtiyaç.
Aksi hâlde ekranda normalleştirilen kaos, hayatın içine daha fazla sızmaya devam edecek. Ve biz, bir zamanlar iki kelimeyle çok şey anlatabilen bir toplum olduğumuzu sadece hatırlamakla yetineceğiz.

