Hüseyin Karadeniz
  1. Haberler
  2. ATLAS’IN ARDINDAN

ATLAS’IN ARDINDAN

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

14 Ocak’ta İstanbul Güngören’de, bir iş yerinin önünde yaşanan ve henüz 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay, hepimizi derin bir sarsıntıya sürükledi.

Bu sadece bir gencin ölümü değil; giderek ağırlaşan bir toplumsal sorunun, normalleşen şiddetin ve ertelenen sorumlulukların acı bir yansımasıydı.

Bir çocuğun bu kadar kolay hayattan koparılabilmesi, artık “istisnai” bir durum olarak görülemez. Bu tablo, bireysel bir suçtan çok daha fazlasını anlatıyor. Toplum olarak içinde yaşadığımız dilin, izlediğimiz ekranların, kurduğumuz ilişkilerin ve görmezden geldiklerimizin bir sonucuyla karşı karşıyayız.

Atlas’ın ölümü, yalnızca bir ailenin yası değildir. Bu kayıp, 85 milyon insanın ortak vicdanında açılmış bir yaradır. O yüzden bugün herkesin aklında aynı soru var:

“Bu şiddet yarın kimin kapısını çalacak?”

Şiddetin bu denli sıradanlaşmasında, her gün maruz kaldığımız görüntülerin payı büyük. Televizyon ekranlarında, dijital platformlarda ve sosyal medyada saldırı, cinayet ve zorbalık çoğu zaman dramatize edilerek, hatta kimi zaman özendirici bir dille sunuluyor. Sürekli tekrar eden bu anlatılar, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde duyarsızlaşmaya ve şiddeti olağan bir davranış biçimi olarak algılamaya yol açıyor. Bu, sadece bir varsayım değil; bilimsel çalışmalarla defalarca ortaya konmuş ciddi bir toplumsal risk.

Sorun tam da burada başlıyor: Şiddet konuşuluyor ama önlenmiyor. Olaylar yaşanıyor, ardından üzülüyoruz, kınıyoruz ve sonra hayat olağan akışına dönüyor. Oysa asıl sorumluluk, bu olaylar yaşanmadan önce alınması gereken önlemlerde saklı.

Çocukları ve gençleri koruyacak sosyal destek mekanizmaları yeterince güçlü mü?

Şiddetin caydırıcılığı gerçekten hissediliyor mu?

Toplum olarak hangi dilin, hangi görüntülerin ve hangi davranışların bu iklimi beslediğini samimiyetle tartışıyor muyuz? Bu sorulara dürüst yanıtlar vermeden ilerleyemeyiz.

Atlas Çağlayan’ın adı bir istatistik olarak anılmamalı. Onun hayatı, görmezden gelinen her şiddet görüntüsünün, ertelenen her sorumluluğun ve “bize bir şey olmaz” rahatlığının bedelidir.

Artık susmak bir seçenek değil.

Şiddeti sadece sonuçlarıyla değil, nedenleriyle de konuşmak zorundayız.

Birey olarak, aile olarak, toplum olarak sorumluluğumuzla yüzleşmek zorundayız.

Çünkü bu mesele bir gencin değil, hepimizin meselesidir. Ve bu yüzden sorguluyoruz. Bu yüzden kabul etmiyoruz.

Bu yüzden kınıyoruz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

İstamonu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!