İlkokul sıralarındayken Ilgaz Dağı’nın Kastamonu’da olduğunu bilirdim. Ne zaman ki yolum Çankırı’nın Ilgaz ilçesine düştü, bu bilgimin yanlış olduğunu anladım. Anadolu’nun yüce dağı Ilgaz’ın bir yamacı Kastamonu’da olsa da Ilgaz adlı ilçe Çankırı’nın bir parçasıydı. Oysa İhsangazili arkadaşım Ilgaz’ın kendi küçük ilçe sınırlarında olduğunu söylerdi.
Bu fikri doğrulamam lazımdı. Acaba hangi bilgi doğruydu? Elbette haritayı açıp bu bilgiye erişmek çok kolay. Ya da arama motorları veya yapay zekâ araçları ile bugün bu fikri doğrulayabiliriz. Peki, Ilgaz’da yaşam nerede? Bence bu soruyu aramak lazım. Ilgaz Dağı, iki vilayetin arasında, Anadolu’nun tam ortasında, türkülere konu olmaya devam etsin dursun, lakin Kastamonu’da yaşamakta. Bu iddiamı doğrulamak için uğraşmayacağım. Ancak küçük bir anımı anlatacağım.
İhsangazi ilçesini dağın yamaçlarında bir ovanın içinde zannederdim. Hatta Araç’ın köyü olduğunu düşündüğüm bile olurdu. Tabii bu duygu durumları ve bilgi kırıntıları lise yıllarımdan kalmadır. İhsangazi ilçesinden bir arkadaşımız da vardı sınıfımızda. Hatta yukarıda bahsettiğim bilgiyi de o vermişti. Zaman geçti, yolumuz çokça kez memleketimize düştü. Lakin İhsangazi’yi görme fırsatımız olmadı.
Beylikdüzü Sanayi Sitesi’nin içindeki çay ocağının önünde bulunan hasır tabureye oturmuş, oralet içip arabamın yağ değişimini beklerken, elleri yağ içinde, koyu lacivert tulumuyla bir adam müsaade isteyip yanımda bulunan diğer hasır tabureye oturdu. Konuşmayı ve insanlarla tanışmayı çok seven biri olarak, vakit geçirmenin yolunu bulmuş olmanın haklı gururu ile konuşmak için fırsat beklemeye başladım.
“Bana acı bir kahve yapar mısın Mevlüt Usta?” diye seslendi çay ocağında, bakır kazanın arkasında, omzunda kirli havlusu ile bardaklara çay dolduran orta yaşlı adam. Adam başı ile duyduğunu belirten bir işaret yapıp çayları doldurmaya devam etti.
“Usta mısınız?” dedim.
“Usta demeyelim de yolundayız, diyelim.” dedi.
Yağlı ellerini tulumun cebinden çıkardığı üstübü ile temizlemeye başladı. Bunu günlük rutininin bir parçası gibi yapıyordu. Zaman zaman keskin bir benzin kokusu, adamın elindeki üstübüden burnuma kadar geliyordu.
“Lise yıllarımda bizim küçük bir traktör vardı. Onun da çok bakıma ihtiyacı olurdu. Ben de ellerimi üstübü ile temizlerdim.” dedim.
“Sen Kastamonulu musun?” diye sordu birden.
“Evet. Nereden anladınız?” dedim.
“Konuşmanızdan. Harfleri vurgunuzdan.” diye cevap verdi ve devam etti: “Ben de İhsangaziliyim. Ilgaz’ın ve siyez bulgurunun şehrinden.” dedi.
Benim de Azdavay ile ilgili bir şey bulmam gerekir diye düşündüm. Mesela, “Kanyonların kenti Azdavaylıyım” diye düşünürken Ilgaz ve İhsangazi yirmi beş yıl sonra önüme gelmişti. Arkadaşıma dönüp soramadığım tüm soruları yanımdaki usta olma yolundaki adama sordukça sordum. Cevaplarını aldıkça da mutlu oldum. Ama Azdavay’dan da konuştuk. Azdavay olmazsa olmazım biliyorsunuz.
Sonra tüm konuşmanın sonunda şunu anladım: İnsan, bir şeye ne kadar sahip olduğuna takılıp kalmak yerine, sahip olduğuna sahip çıkabilmeli. O kadar inandırıcı anlatmıştı ki Ilgaz ilçesinin bile İhsangazi ilçesinin köyü olduğuna inanacaktım. O zaman sahip olmadıklarımıza dövünmek yerine sahip olduklarımıza sahip çıkalım. Mesela İstamonu gazetesine sahip çıkmakla başlayalım.

